Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

5/11/2009 · Kategori: Aslan

Serdar Gökalpten alıntıdır.

Hiç sabah olmayacak  zannettim, nihayet güneşi gördüm. Şimdi sabahın bu saatinde otelden çıkarsak kıllanmasın bu oteldekiler? Saçmalama be oğlum onlara ne. Bu giriş katı nerdeydi ki hepsine de bastık tuşların.

Yusuf: Günaydın.

Görevli: Günaydın efendim.

Y: Çıkıyorum ben ama geleceğim tekrar.

G: Yorgun olduğunuzu söylemiştiniz, bir sorun mu var?

Y: Yok, hayır bir telefon geldi acilen çıkmam gerek.

 

… Adam anladı mı lan acaba? Hee anladı, anladı tabi. Dedi ki içinden “ ulan bu adamın arabasında 80 milyon dolar var, sabah sabah nereye gidiyor.” İyice paranoyak oldum harbiden, adamların nerede olduğu belli değilki. Ulan bir de araba yerinde yokmuş baksana şu işe. İyice delirdim kardeşim ben, kendi kendime konuşuyorum, yetmiyor bide sorularıma cevap veriyorum. Araba burada, para da yerinde, hadi bakalım.

… bu adam nerede kaldı, gecikmezdi hiç bu kadar. İşimiz var ya her şey ters gitmek zorunda. Bahadır değil mi şu? Aman beni görmesinde sabah sabah hiç çekemem şimdi…

 

Bahadır: Yusuf’um günaydın.

Y: Kardeşim günaydın.

B: Hayırdır bu saatte?

Y: İşe gideceğim.

B: E burada ne yapıyorsun? Gel çıkalım yukarı kadar beraber.

Y: Haydi buyur.

B: Efendim?

Y: Yok, Bir şey demedim beni arkadaş alacak buradan, ondan bekliyorum.

B: Dur o gelene kadar iki lafın belini kıralım o zaman.

Y: (Ulan sabah sabah nereden bulduk bu herifi.) Yani tam buradan almayabilir telefon gelirse giderim.

B: Olur, sigara?

Y: Yok kardeşim teşekkürler. Ben bir arayayım, bulamadı sanırım.

Y: Alo.

Cem: Abi?

Y: Neredesin oğlum? Bekliyorum bulamadın mı parkı?

C: Abi evdeyim ben de ne parkı bu?

Y: Oğlum oradan sola dönecektin neden düz gittin?

C: Abi anlamıyorum ben ne diyorsun?

Y: Tamam onun orada dur ben geliyorum oraya, kaybolma oradan da.

Y: Kardeşim bizimki bulamamış burayı alt yola girmiş, ben onun yanına doğru gidiyorum.

Bahadır: Tamam, hadi görüşürüz.

 

… Ulan adam yapıştı, ne desem anlamıyor. Salak saçma yalan söyletti bize de. Şimdi bu Altan’ın kaldığı inşaat neresiydi? Muhtarın orada demişti ama…

 

Cem: Alo, abi

Y: Söyle.

C: Abi aradın park dedin, yol dedin ben anlamadım.

Y: Sabah sabah seni bir yalana ortak ettim. Anlatırım sonra dur işim var şu an. Ararım seni.

 

… Burada bir inşaat bu var. İçeri girersek yemesinler bizi? Neyse bakacağız bir şekilde. Yinede şu sopayı elime alayım. Kimse görmese bari sabahın bu saatinde elimizde sopayla inşaata girdiğimizi.     

Altan!.. Altan!... neredeki bu adam? Aloo! Altan!..

Altan: Hoop!

Y: Neredesin lan?

A: Sen kimsin?

Y: Müteahhit im ben inşaata bakmaya geldim bu saatte. Yusuf lan ben, neredesin?

A: Abi 3. kattayım.

Y: İn, in.

Y: Kardeşim günaydın.

A: abi sabah sabah bir şey mi oldu?

Y: Rüyamda gördüm de seni.

A: Nasıl ya?

Y: Nasıl diyeyim, şimdi sen böyle bembeyaz çiçekler içinde oturuyordun bende sana doğru koşarken…

A: Abi o nasıl rüya?

Y: Ulan giyin üstünü işimiz var.

A: Ne işi abi? Eşya falan mı taşıyacağım.

Y: Altan çıldırtma beni. Buradan alacağın sana özel, kıymetli bir şeylerin varsa onu da al.

A: Neden abi?

Y: Bir daha gelmeyeceğiz buraya, sorma her şeyi hadi bekliyorum. Çabuk, çabuk!...

 

Eyvah! Ulan araba parkın orada, her şey arabada. Ben nasıl böyle bir salaklık yaparım.

Y: Altan! Ben parkın oraya gidiyorum 10 dakika içerisinde orada ol! Bak 10 dakika…

Nasıl unuturum ben böyle bir şeyi? Ya çalındıysa? Camı kırıp aldılarsa, eyvah eyvah! Koş koş bir yere kadar, off be kardeşim duruyor orda hiç bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum. Su, su içmem lazım. Ama şimdi girer bir yerden alırsak bir saat muhabbete tutacaklar, Altan gelince ona aldırmak en iyisi…

 

Y: Hesapta 10 dakika dedik, yarım saattir yok adam.

A: Abi!

Y: Hele şükür be kardeşim, hele şükür.

A: Anca geldim abi.

Y: O ne lan elindeki?

A: Gazlı gece lambam abi. Senelerdir bana ait olan tek şey. Her gece onu yakıp uyurum ben. Sen dedin ya kıymetli eşyalarını al diye bundan başka bir şeyim yok benim.

Y: Tamam, atla arabaya… Oğlum çabuk.

A: Tamam abi bindim.

Y: Şimdiii… saat 10’u geçmiş açılmıştır mağazalar. Telefonum nerede benim dur bakalım.

Y: Alo, tekrar günaydın. Yusuf Yılmazçelik ben.

Görevli: Günaydın efendim, buyurun.

Y: Bir arkadaşım var ona da bir oda ayarlar mısınız hemen, benimle aynı katta oluyorsa çok iyi olur.

G: Evet, sizin katta boş oda mevcut. Arkadaşınızın adı nedir?

Y: Altan.

G: Soyadını alabilir miyim?

Y: Soyadın ne senin?

A: Yılmaz.

Y: Yılmaz. Altan Yılmaz.

G: Tamam efendim, kayıt oluşturdum. Ödeme kredi kartımı nakit mi?

Y: Gelince halledeceğim ben nakit.

Y: Ulan her şeyde para yaa. Kaçıyoruz sanki.

A: Abi ben hiç bir şey anlamadım.

Y: İnan bende çok bilmiyorum, ama bileceğin kadarını anlatacağım. Bundan sonra farklı olacak.

A: Nasıl farklı abi?

Y: Korkma. Şu an yaşadığın hayattan daha kötüsünü yaşamazsın.

A: Ne yaşayacağız ki?

Y: Bakacağız Altan, bakacağız.

A: Neye abi?

Y: Ulan bir sus!

A: Tamam.

Y: Şimdi, şu arabadan kurtulmamız lazım.

A: Neden abi?

Y: Mağazalara bakacağız. O arada aklımın arabada kalmaması gerek.

A: Abi otoparkı yok mudur mağazaların?

Y: Olmaz, oraya koyamam arabayı.

A: Neden abi?

Y: Altan.

A: Efendim abi?

  Y: Ben sana bizzat ismini söyleyerek soru sorana kadar bir daha konuşursan sabahın bu saatinde seni arabanın arkasına bağlar sürüklerim. Sus iki dakika.

 

… En güzeli otelin otoparkına bırakmak, aklım arabada kalmaz hem. Oradan da taksiyle gideceğim yere giderim. Güzel oldu bu en dipteki yerde boş. Burada kalırsa aklımda arabada kalmaz. Güzelde park ettik mi hiçbir sorun olmaz. Şimdi üzerimize parayı nasıl alırız asıl sorun o. Dur onu da halledelim.

Y: Hadi iniyoruz… oğlum cevap versene.

A: Abi kızıyorsun konuşunca da.

 Y: gerektiğinde konuş sende. Sabahtan beri otdur, bilmem nedir, şu dur, bu dur diye soru soruyorsun bana. Bu tarafta çıkış buradan gel.

A: Abi nereye gideceğiz?

Y: Şu alışveriş merkezindeki mağazalara gideriz, gideriz gitmesine de ben telefonumu arabada unuttum. Bekle burada alıp geleyim hemen. Sakın kıpırdama bak buradan, bir adım bile atma birde seni aramayayım.

A: Tamam abi.

 

… Şimdi işin en zor kısmı. Bu balyalarda kaç dolar var ki? Artı bunları nerede bozduracağız? 2 balya alsak yeter bir şekilde bayağı kalın.

Y: Kıpırdamadın değil mi?

A: Abi geriye doğru yürüdüm azıcık.

Y: Ben sana ne dedim?

A: Abi…

Y: Ulan oğlum şaka yapıyorum, şaka. Taksi!.. Bin hadi bin.

Taksici: Ne tarafa delikanlı?

Y: Şu meydanda bir döviz bürosu vardı, önce ona uğrayalım sonrasına bakacağız. Birde benim adım delikanlı değil. Başımdan geçen bir olaydan sonra taksicilere pek sıcak bakamıyorum ben.

T: Yaşından dolayı öyle hitap ettim.

Y: Yaşımı ne biliyorsun? Belki minyon tipliyim ben.

T: Sabah sabah…

Y: Öyle mır mır söylenme kırmayayım bir taraflarını. Sür ulan arabayı işine bak!

A: Abi sakin.

Y: Şu döviz bürosunun önünde dur. Altan ben gelene kadar kıpırdama, otur arabanın içinde.

A: Tamam abi.

…...

 

Y: Günaydın, kolay gelsin.

Döviz bürosu çalışanı: Günaydın.

Y: Dolar bozduracaktım.

D: Tabi, kaç dolar.

Y: Şunu bir sayar mısınız ne kadar var burada

D: Makineden sayalım hemen… 20.000 dolar var burada.

Y: Tamam ben bir balya daha vereyim size yani 40.000 dolar bozduracağım.

D: Şu an o kadar nakit para kasada mevcut değil, ancak 20.000 dolarını bozabilirim.

Y: Tamam onu bozalım ozaman…

 

……

Y: Etilere doğru devam et. Deminki gerginliğim inde seninle alakası yok, takside dün başıma bir olay geldi o sebeple sinirliyim biraz. Kusura bakma usta.

T: Önemli değil.

Y: Altan, karnın açmı?

A: Tokum abi.

Y: Nerde yedin?

A: Abi dün yatarken bizim market Hüseyin ekmek arası yapmıştı, onu yedim gece.

Y: Ee hala toksun yani?

A: Eh abi.

Y: Oğlum hakikaten döverim seni bak. Aç mısın tok musun?

A: Abi gece yedim işte.

Y: Lan tamam sana soru soranda kabahat. Usta şu alışveriş merkezinin önünde indir bizi.

T: Tamam, iyimi böyle?

Y: İyi iyi, buyur. Üstü kalsın. Kolay gelsin.

A: Abi sen iyi misin bugün?

Y: İyiyim neden?

A: Abi 200 lira verdin taksiye farkında mısın?

Y: O da onun kısmetiymiş, boş ver. Şu kapıdan gireceğiz takip et beni.

 

Güvenlik Görevlisi: Hayırdır nereye?

Altan: Ben mi?

Yusuf: Beyefendi benimle beraber.

GG: Yinede içeriye alamayız.

Y: Sebep?

GG: Kıyafeti uygun değil.

Y: Zorluk çıkarma, zaten kıyafet alıp çıkacağız.

GG: Sokamam içeriye.

Y: Ben anlatamadım sanırım. Ben içeriye bu adamla birlikte gireceğim diyorum.

GG: Bende sokamam kurallar böyle diyorum.

Y: Kimi nereye sokmuyorsun lan sen?

GG: Beyefendi düzgün konuşun!

Y: Sesini yükseltme lan bana! Ya yol ver yada seni yere sere üstüne basıp geçerim!

Güvenlik Amiri: Ben yardımcı olayım buyurun.

Y: Sen kimsin?

GA: Buranın güvenlik amiriyim ben.

Y: Bana da sen lazımsın o zaman. Buranın güvenliği hiç bir şeye zararı dokunmayacak garibanları almamakla mı sağlanıyor?

GA: Arkadaşlar kuralları uyguluyorlar. Sorun çıkartmayın.

Y: Lan hokkabaz! Beni iyi dinle! Bu adamı burada bırakırım, içeriye tek başıma girerim, değil sen yedi sülalen gelse sağlayamaz içerideki güvenliği.

GA: Gereği…

Y: Sözümü kesme lan! 7-8 yaşındaki çocukları alıp sopayla dövmeye benzemez bu işler. Ben ya bu adamla içeri gireceğim ya da…

GA: Ya da?

Y: Ya da sen ne kadar delikanlısın onu göreceğim. Madem güvenlikten sorumlusun, madem burada senin dediğin olur hadi bakalım. Delikanlısın ya hani etrafında bu kadar adamın olmasa neysin görelim şimdi. Sen ve ben kol kola şu arkaya yürüyelim sadece sen ve ben ama bakalım ora dada aynı şekilde cümleleri kurabilecekmisin? Yeke yek!

GA: Siz yanlış anlıyor…

Y: Şimdi siz olduk. Demin içeri alınmıyorduk. Altan yürü… ben içeri giriyorum kral benim diyende gelip çıkartsın içerden bekliyorum.

A: Abi ben dışarıda bekleseydim.

Y: Neden?

A: Abi sorun oldu gördün.

Y: Lan delirtme beni. Üzerinde güvenlik üniforması olmadan cümle kuramayacak adamdan ne sorunu olacak. Şu mağazaya gir.

A: Tamam abi.

Y: Kolay gelsin, arkadaşın bedenine göre 10 pantolon, 10 kazak ve üstüne giyebileceği şeyleri hemen ayarlayabiliyor muyuz acaba?

Tezgahtar: Tabi, yardımcı olalım.

Y: Sen hanımefendi ile giyeceklere bak, ben kapıda telefonla konuşuyorum…

……………..

Y: Alo, Cem.

C: Abi buyur.

Y:  Telefonu kapattıktan sonra sana bir otelin adresini vereceğim, tam 1 saat sonra orada buluşmamız lazım.

C: Abi işteyim ben, sen hala neden gelmedin.

Y: Lan bırak şimdi işi, sen dediğimi yap.

C: Abi nasıl çıkabilirim?

Y: Uydur bir şeyler. Hadi gelince konuşuruz…

 

(Altan’a giyecekleri alındıktan sonra yaklaşık yarım saat sonra otelde)

 

Y: Odalarımız hazır değil mi?

Görevli: Hazır efendim.

Y: Siz ödemeyi buradan alın, üstünü hesaplaşırız sonra.

G: Peki efendim.

Y: Gel Altan’ım… Bir arkadaş yardımcı olabilir mi bize? Elimiz dolu.

G: Tabi, arkadaşlar yardımcı olsun.

Y: 7.kat.

G: Oda numarası kaç?

Y: Hatırlayamadım, anahtarda yazıyor. Buyur kardeşim.

G: Odanız burası efendim, iyi istirahatlar.

Y: Sağ ol kardeşim. Buyur.

G: Teşekkürler.

Y: Ben senin hemen yanındaki odadayım. Bir şey olursa haber ver. Sakın dışarı çıkma benden habersiz. Yıkan tertemiz gerekirse biraz uyu televizyon falan seyret.

A: Tamam abi.

Y: Alo.

Cem: Abi geldim ben.

Y: Tamam ben oradaki çocuklara söyledim haberleri var. 7.kata çık 7812 numaralı odaya gel.

C: Tamam abi.

A: Abi o kim?

Y: Tanırsın sabret.

…….

C: Abi hayırdır ya. Sabah aradın bir garip konuştun şimdi oteldeyiz falan.

Y: İşe artık gelmeyeceğim ben.

C: Neden abi?

Y: Kendi işimi kuruyorum. Bu arada bu Altan sevdiğim bir kardeşimdir. Altan buda Cem.

C: Memnun oldum abi.

A: Bende.

Y: Şimdi senden birkaç şey istiyorum.

C: Nedir abi?

Y: Burada 20.000 dolar var.

C: Kaç?!

Y: Ulan beni dinle, beni. 20.000 dolar var. Bunu alıyorsun en başta 3 tane cep telefonu ve hat alıyorsun. Telefonun modelini söyleyeceğim sana dur, neydi neydi bu eski dinlenmeyen telefon adı neydi? Heh tamam 6310 evet 6310 3 tane.

C: Abi çok eski bir model o.

Y: Oğlum ben sana nasıl bulacaksın dedim mi? internet kurdu olan sensin yurt dışından falan getirttir bir şekilde hallet.

C: Uzun sürer ama bulurum yurt dışından doğru diyorsun.

Y: O telefonlar gelene kadar bize alo diyecek 3 telefon al o zaman. Diğerleri gelince hallederiz. Sonrasında ev bakıyorsun anladın mı? bahçeli giren çıkanına kimse karışmayacak şekilde bir ev parası sorun değil sen sadece bak ve beğen. Beğendiğin eve kaparo veriyorsun sonra parasını peşin verip alıyoruz. Anladın?

C: Abi anladım, anladım ama…

Y: Bekle bitmedi daha. Bir inşaat şirketi kurmak için neler lazım hepsini araştırıyorsun ama hepsini. En ince ayrıntısına kadar. Ne lazım, kaç para lazım, ihaleleri ne zaman, bu işte kimler var, kimler en iyi gibi her şeyi istiyorum senden.

C: Abi bunları neden ve nasıl yapıyoruz?

Y: Oğlum dedim ya kendi işimi kuracağım diye.

C: E bu para nereden çıktı?

Y: Kredi çektim bankadan. Artık bir kumar oynayacağız. Ya batarız, ya çıkarız.

C: Anlamadım ben ama neyse.

Y: Az daha en önemli şeyi unutuyordum. Altan ehliyetin varmı?

A: Abi yok, ama iyi araba kullanırım ben sadece ehliyetim yok.

Y: Altan’ın bilgilerini al bir şekilde ehliyet alsın. 3 tane araba bana siyah bir 4x4 diğer ikisi de ufak ama kaliteli bir şey olsun. Arabalar için parayı ayrı ve nakit vereceğim, sen sadece kaparolarını ver bu 20.000 dolardan.

C: Tamam. İnşaat şirketi ile alakalı ismi falan bellimi? Başvurayım mı açılış için?

Y: Hayır ismi belli değil. Ama ev ile beraber şirketi kuracağımız yeri de hallet. Plaza olursa iyi olur. Hatta bir gayrimenkul danışmanı ile bağlantı kur bundan sonra bizim bu ve benzeri bütün işlerimizi o koştursun.

C: Tamam abi. Başka bir şey var mı?

Y: Yok bir şey olursa telefonlaşırız.

C: Ben gideyim mi şimdi?

Y: Durduğun kabahat. Ama dur araba işini ne kadarda çözersin?

C: Abi bugün baksam, yarın parasını ödesek yine birkaç gün sürer.

Y: Bu olmadı işte.

C: Neden?

Y: Bir arkadaşımın arabası bende bu gün vermem gerek. Hemen otelde kullanabileceğin bir bilgisayar bul, araba kiralama şirketlerinden birisi ile irtibata geç, kirala bir araba. Hemen hemde!

C: Nasıl bir araba olsun?

Y: Hiç önemli değil.

C: Tamam hemen girişten halledeyim ben o işi.

Y: Dur, dur. Araba Kırılmaz cam olsun. Markası modeli ne olursa olsun ama camları kırılmaz olsun mutlaka.

C: Abi tamamda neden? Kimden korunuyoruz.

Y: Oğlum korunmuyoruz, beklide bir şeyi koruyoruz. Soru sormayın bana hadi dediklerimi hallet, arabayı falan kirala getir bana bırak sonra diğer işleri hallet hepsi için sana 3 gün veriyorum.

C: Tamam ben çıktım ozaman.

Y: Arabayı hemen bekliyorum ona göre, ben bu odanın hemen yanındaki odadayım hemen hallet. Altan sende yıkan, uyu, dinlen.

A: Tamam abi.

 

……..

İnşaat şirketi fikri nereden aklıma geldi bilmiyorum ama yaptığımız şeyler çok dikkat çekecek bunu biliyorum. “Kim ulan bu adamlar” sorusunun cevabı hiç olmasa” iş adamı bu adamlar olsun.” Neyse, şu Cem araba işini halledene kadar biraz kestireyim. Günlerdir uyuyamadım zaten… 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/10/2009 · Kategori: Aslan

Serdar Gökalpten alıntıdır.

… Son bıraktığımız  zamandan bu zamana kadar 2 sene geçmiştir. Yusuf  30 yaşında bir birey olup iş hayatına atılmıştır. Okul çağlarından beri bilgisayarla haşır neşir oluğu için konuda uzman sayılacak kadar bilgi sahibidir ve bir IT firmasında ağ destek uzmanıdır. Hayatında köklü değişiklikler olmamıştır. Arkadaşları yanındadır, her sabah erken kalkıp parkta Altan ile sohbet eder, geceleri düşünür, haberlerde çıkan haberlere sinirlenir, kendi kendini yer, ters giden olaylara müdahale edemediği için içerlenir, kızar. Zeynep adını ağzına almaz, zaten almasına da  gerek yoktur. Zeynep hala onun ağzında değil kalbindedir!

 

Y: Nerdesin oğlum saat kaç oldu?

Altan: Abi çok soğuktu dün gece geç yattım sabah kalkamadım malum. Hayırdır bir şey mi oldu ki?

Y: Bir şey yok, biliyorsun ki her sabah uğruyorum. Gel de gömelim şu açmaları hadi.

A: Abi her sabah yük oluyor ama, yıllardır.

Y: Ne yükü lan. Bana da arkadaş oluyorsun işte, yalnız yiyip ne yapacağım.

A: Geçen gece bir olay olmuş?

Y: Kim oğlum bu mahallenin gazetesi? Hemen duyulmuş.

A: Bana bakkaldakiler anlattı. Ne oldu ki?

Y: Bir şey yok, birkaç tane kendini bilmez taksiciye saldırıyordu. Delikanlılar ya, adam tek başına. Bende müdahale ettim.

A: Hiç sorgu sual yapmadan girdi aralarına dediler.

Y: Onlar o adama sormuşlar mıdır sence ?

A: O da doğru. Senin kavga edişine hayranım zaten.

Y: Bitek onamı? Hem nerde gördün ulan benim kavga edişimi?

A: Geçen sene şu yukarda ki kafenin sahiplerine…

Y: E ben ne yapabilirim? 3 kişiler diye eyvallah mı diyecektik?

A: Yok demeseydin ama 3 ünü de aynı anda dövmeseydin keşke. Madara oldular.

Y: Gaz verme ulan bana, gaz verme. Hadi ben yavaştan gider, iş var maalesef.

A: Tamam abi, kolay gele.

 

… Bu mahallede sabah ayrı bir güzel oluyor, kimse yok. Olanlarda kafası önde işe gidenler. Durağa kadar yürüdüğüm şu yol huzur veriyor bana. Bu yolda olmasa afyonum patlamaz zaten. Altan iyice uyuşturuyor beni. Adam da ne yapsın? Senelerdir yaşadığı hayat önümde işte. İnşaatlarda yaşıyor adam, onun yerinde başkası olsa bırak gülmeyi cümle dahi kurmaz. Özgür’e söylesekte aslında onun orada  bir gece bekçiliği falan olsa, hem yatacak yeri de olur…

Ali:  Yusuf reis günaydın.

Y: Oğlum deme bana şöyle şeyler! Günaydın.

A: Nasılsın abi?

Y: Sağ ol. Nedir durum? O zibidilerle var mı hala sorun?

A: Yok abi. Sen devreye girince Yusuf’u tanıyorsan bizle bir problemin olmaz falan diye ayak yaptılar.

Y: Onlar beni bilir. Onların orada birkaç olay yaşandı, oradan bilirler adımı. Ama sen yinede çok içli dışlı olma. Tedbirli ol.

A: Tamam abi. Sen ne diyorsan o.

Y: Hadi işine bak.

… Biz yapamadık kardeşlerimiz yapsın. Adam nişanlısını eve bırakıyor mahallede önünü kesiyorlar. Sen kimsin? Kızı nerden tanıyorsun falan filan. Neyse ki biliyorlardı beni problem olmadan çözülmüş sevindim.

Y: Günaydın.

Cem: Abi günaydın. Hayranım senin şu giyinme tarzına.

Y: Ne ayak? Kesi sorun var.

C: Abi sistem göçmüş şu yeni iş merkezinin, bende beceremedim.

Y: Hallederiz. Var mı başka bir şey?

C: Şu an yok.

Y: Daha sonra olursa da bana söyleme.

C: Neden abi?

Y: Şaka lan. Hallederiz, sıkıntı yok.

 

… Ee? Bu sistem tam kurulmamış ki çöksün. Bir arayalım bakalım.

 

Y: Günaydın! Ben sistem operatörlerinden Yusuf . sanırım bir problem yaşamışsınız önce telefonla çözmeye çalışalım olmazsa arkadaşları yönlendireyim ben.

Adam: Sabahtan beri sizi bekliyoruz biz! Nasıl sistem bu daha kullanamadık bile.

Y: Sorumlusu benim bende işe yeni geldim.

A: Yok mu nöbetçi birisi koca şirkette.

Y: Bu şekilde devam edecekse halledemeyeceğiz. Siz bir bakar mısınız yeşil ışık yanıyor mu acaba?

A: Önünde mi?

Y: Evet zaten 1 tane ışık mevcut.

A: Yanıyor.

Y: Şimdi onun yanındaki butona basılı tutun. Yeşil ışık kırmızı olup tekrar yeşile dönecek. Yeşile dönmeden elinizi çekmeyin.

A: Tamam yaptım.

Y: Sisteminiz açıldı ben buradan görebiliyorum. Kolay gelsin.

A: Bu kadar basitse dünden beri neden yapmadınız.

Y: Yardımcı olacağım başka bir şey varsa dinliyorum. Yoksa iyi günler dilerim.

 

… Saat geçmek biliyor bugün nihayet yemek paydosu oldu. Ne yesek ki bu günde.

Y: Ne yiyelim koç?

Cem: Bilmem ki hiç abi. Ne dersen uyar bana.

Y: Nohut pilav yiyelim mi, seyyar pilavcıdan?

C: Olur abi.

… Neredeydi bu adamın yeri her seferinde yanlış yerden giriyorum deli oldum. Kaldırdılar mı aca… heh buldum.

Y: Usta Selam.

Pilavcı: Selam abi, buyur.

Y: Bana bol nohutlu doldur abi, sen ne yiyorsun lan.

C: Abi aynısı. Birde ayran.

Y: Ayran içme, adam duymasında açık ayran bunlardaki güven olmaz.

C: Abi pilav kapalı pilav mı?

Y: Dayak yer misin sen? Boş ver pilavı.

C: Tamam abi ayran yok.

Y: Yen ne yaptın? Gidebildin mi kardeşinin yanına?

C: Yok abi nereye gidiyorsun? Paramı var?

Y:  Bir şekilde ayarlayalım git. Bekler … dur telefon.

Y: Söyle Özgür’üm.

Ö: Nerdesin?

Y: Yemek yiyoruz şirketten bir arkadaşla. Hayırdır?

Ö: Akşam benim evdeyiz unutma diye aradım.

Y: Bunak mıyım lan ben? Geleceğim işten çıkınca. Görüşürüz.

 

… Herkes çıktı gitti işten şuraya bak saat kaç oldu hala buradayız. Adam da aramadı gitti. Alt tarafı bir telefon edip sorun yok diyecek bende çıkıp gideceğim. Saat kaç oldu abi ben gidiyorum ararsa da arar artık, Özgür gönül koyar şimdi bana. Montum nerde ki? Ulan bu Cem yine nereye sokuşturdu montumu. Bir şey unuttuk mu? Mont burada, telefon, cüzdan… Tamamdır. Daha fazla geç kalmadan taksiyle gideyim Özgür’ün suratı hiç çekilmez yoksa. Şansa bakar mısın normalde saatlerce beklersin kapının önünde taksi var.

 

Y: Usta iyi geceler.

Taksici: İyi geceler delikanlı, buyur.

Y: Nişantaşı’na gideceğiz usta.

T: Gidelim delikanlı. Radyo rahatsız etmiyor değil mi?

Y: yok abi keyfine bak.

T: Ben genelde geceleri çalıştığım için dinlerim radyo. Bu frekanstan başkasını da dinlemem. Geceleri çıkan bi adam var çok komik Serdar diye. Yolda iyi geliyor.

Y: Biliyorum, gece çalıştığım zaman bende bazen dinlerim.

T: O kadar lafı nerden buluyor anlamıyorum.

Y: Ee abi, oda onun mesleği. Nerelisin sen?

T: Göçmenim ben. Bıraktık geldik zamanında tası tarağı, burada geçim derdindeyiz. Benim asıl işim bu değil.

Y: Nedir abi asıl işin?

T: Boş ver söylesem de inanmazsın. 2 tane çocuk okutuyorum ben ellerinden öper.

Y: Yok abi ben o kadar yaşlı mıyım?

T: Benimkiler çok ufak, o yüzden dedim. Bak torpidoda resimleri var, surdan bak.

Y: Nerede? Lan!... Laaaan!

 

… Ahh! Başım, gözlerim. Ne oluyor lan? Nerdeyim ben? Ellerim, ellerim bağlı. Ayaklarım da. O şerefsiz bir şey yaptı bana, yaptı da hatırlamıyorum. Ulan neresi burası bulanık görüyorum, başımda çatlıyor. Organ mafyası falan mı acaba? Yok ama öyle olsa uyandığımda bir yerlerim yok olurdu, yada uyanamazdım. Dur, dur, dur! Bir sakin ol, mantıklı düşün. Çok soğuk burası. Ellerim kollarım neden bağlı? Hiç seste gelmiyor. Kimse yokmu! Kimse yokmuu! Laaan! Kimsiniz lan siz? Karşıma çıkın benim. Ellerimi çözün. Karşımda durun lan! Delikanlıysanız gösterin lan kendinizi.

 

Adam: Uyandın mı?

Y: Sen kimsin? Göster kendini!

A: Bağırma, korkmada. Seni öldürecek değiliz, zaten istesek yapardık.

Y: Lan ben gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam!

A: E beni göremiyorsun ama.

Y: Göster kendini, nerdesin kimsin ben neden buradayım?

A: Dur önce şu gözlerini halledelim. Bizimkiler gazı biraz fazla sıkmış, bünyen kuvvetli normal doz ile bayılmamışsın. Gözüne de gelmiş.

Y: Delikanlısınız ya gaz sıkıp bayıltırsınız sonrada elini kolunu bağlarsınız adamın. Beni zaten başka türlü alamazdınız. Kralınızın gücü yetmezdi.

A: Biliyorum, bana kendini anlatma. Zaten o yüzden buradasın. Şu gözlerine bir bakalım.

Y: Dokunma bana!

A: Ellerini ayaklarını bağlamamızın sebebi uyanınca kaçmaya çalışma diye, bir şey yapacağımızdan değil. Şimdi çözüyorum ellerini. Şu tüpü tut bunu suratına doğru götür kokla, gözlerine tut bu iyi gelir birkaç dakikaya bir şeyin kalmayacak. Ayaklarını da çözüyorum. Rahat ol, gerilme. Sana ancak bu şekilde ulaşabildik. Yine söylüyorum bir şey yapacak olsaydık o taksinin içinde yapardık.

Y: Kimsin sen?

A: Elin yüzün açılsın konuşuruz. Sen şu tüpü tut gözlerine.

Y: Neden senin dediğini yapayım?

A: Yoksa canın yanacak. Baş ağrını alır, gözlerine de iyi gelir.

Y: Neden buradayım? Ne istiyorsun benden.

A: Öğreneceksin. Biraz daha iyimi gözlerin?

Y: Biraz daha net görüyorum şu an.

A: Bak gördün mü kötülüğünü istemiyorum.

Y: Beni neden kaçırdın?

A: Kaçırmadım. Sadece görüşmek istedim, getirin dedim.

Y: Çağırsaydın gelirdim. Ben korkmam.

A: Sana dedim ya, korkmadığını bildiğim için buradasın.

Y: Net görüyorum şimdi. Düzeldi.

A: Evet Yusuf Yılmazçelik! Şimdi uzun zamandır seninle beraber birkaç kişiyi daha gözlemledim. Tahmin edebileceğinden daha uzun zamandır. Kararımı kıldım ve seni istedim.

Y: Hakkımda ne biliyorsun? Ne?

A: Senelerdir hemen hemen her sabah erken kalkıp parkta bir gençle sohbet ediyorsun, hergün aynı yoldan yürüyüp işe gidiyorsun. Ergin’le Özgür’le okuldan sonra irtibatını kopartmadın. Yan masandaki çalışma arkadaşının adı Cem. Bu gece Özgür’ün evine gitmek için o taksiye bindin. Gece genelde saat 02:00’den önce uyumuyorsun. Uyumadan önce balkondan mahalleye mutlaka en az 15 dakika bakıyorsun. Haksızlığa gelemiyorsun, haklının, garibanın yanında olmak için çabalıyorsun ama gücün yetmiyor. Sana göre paran olmadığı için her şeyini kaybediyorsun. Daha sayayım mı Aslan?

Y: Aslan?

A: Sen değil misin bu?

Y: Çok eskiden okulda derlerdi bana.

A: O zamanını bile araştırdım ben. Saçlarının arasından eğilip baksam kafandaki yarığı görebilirim. O kafandaki yarık Zeynep’ten ayrıldığın gün demire vurduğunda olan yarık değil mi?

Y: Sakın bir daha onun adını ağzına alma. Sakın!

A: O zaman inandın. Konuşabiliriz artık.

Y: Şimdi ben buradan kalkıp senin kafanı gözünü dağıtsam yada şu önümde duran çekiçle seni öldürsem ve buradan kaybolup gitsem?

A: Bunu yapmazsın.

Y: Neden?

A: Yapamazsın değil, yapmasın. Neden burada olduğunu merak ediyorsun çünkü ve korkmuyorsun. Başkası olsa korkudan canını kurtarmak için dediklerini yapar. Ama sende korku yok. Bunun farkındayım. Şimdi dinle. Burada sana söyleyeceklerimin, anlatacaklarımın hepsini işitebilmen için bir soru soracağım. Hatta anlatacağım.

Y: Neyi?

A: Kendince hep haksızlığa karşı durdun, senin istediğin hatta en çok istediğin şeyleri hep başkaları senden kuvvetli diye elde etti. Ve sen bunu içerledin, haksızlık var dedin. Gücü, kuvveti kendin için istedin ama hayallerinde hep kendin kuvvetli olduktan sonra senin gibi olanların, kendini korumaktan aciz olanların yanında olmak istedin. Bir nevi kurtarıcı olmayı hayal ettin ama olmadı. Hep bunu seslendin ama seni kimse duymadı.

Y: Ee?

A: Aslında duydum, ama emin olmam gerekti.

Y: Ne dediğini ben anlamıyorum.

A: Diyorum ki, sana bu gücü kuvveti verecek adam benim. İstediğin adam olma yolunda sana yol verecek adam benim. Ben seni seçtim. İstediklerini yapacak yüreğe sahipmisin?

Y: Sen kimsin? Adın ne senin.

A: Benim adım yok. Bu gün ben giderim yarın başkası olur. İsim önemli değil. Bana cevap ver.

Y: Körü körüne bir şeye cevap vermem ben. Tamam etkilendim her şeyimi öğrenmişsin. Ama kimsin? Necisin? Ve ben zaten emir almam.

A: Ne ben nede bir başkası sana emir verecektir. Senin emir almana zaten gerek yok. Bu kuvvete sahip olsan zaten bizim istediğimiz ve isteğimiz dışı gelişen bir çok olaya sen müdahale edeceksin. Seçilme sebeplerinden biriside bu.

Y: ne gibi olaylar.

A: Şimdi sen çok kuvvetli bir adam olsan, duysan ki başka bir kuvvetli bir kuvvetsizi eziyor zaten kendin müdahale etmezmisin.

Y: Ederim.

A: E o zaman emir almana da gerek yok. Kendi doğru bildiğini yap. Yanlış bir şey olursa zaten yoksun.

Y: Nasıl yokum?

A: Bu işin içinde de yok olursun, hayatta da yok olursun. Bana cevabını ver, aklın yetmeye başladığından beri yapmak istediğin şeylerimi yapmak istiyorsun yoksa yarın sabah iş yerine gidip bugün sistemi göçtüğü için telefonda kavga ettiğin o iş merkezindeki adamla kavga etmeyi mi?

Y: Ha o nuda biliyorsun yani.

A: Aklına gelen her şeyi biliyorum Yusuf. Cevabın nedir. Evet dersen oturduğun sandalyenin altında bir zarf var, buradan çıkınca okuyacaksın. Orada yapman gerekenler yazıyor.

Y: Ben emir almam demiştim!

A: Okuyunca emir olmadığını anlayacaksın.

Y: Hayır dersem ne olacak?

A: Takside sıktıkları gazdan yine sıkılacak. Seni merkezi bir yere bırakacaklar. Yarın bu yaşadıklarını kime anlatırsan anlat sana kimse maalesef inanmayacak. Elinde hiçbir ispatın yok, olmayacakta. Biz senin için hayal mahsulü olacağız. En yakın arkadaşların bile inanmayacak.

Y: Sana bir şey diyeyim mi?

A: Dinliyorum.

Y: Sen beni çok hafife almışsın. Bindiğim taksiden tak diye bulurum seni. Beni aldığınız taksinin plakası 34 txx 46.

A: Beni güldürme. O plakadan ancak plakanın gerçek sahibine ulaşırsın. Suçu günahı olmayan hiç bir şeyden haberi olmayan bir adamdır. O taksi sadece seni bu gece alabilmek için bir tezgahtı. Yoksa orada kapının önünde ne zaman taksi görebildin sen? Şimdi seni neden seçtiğimi kendimde daha iyi anlıyorum. Biz aynı düşünüyoruz. Ben olsam bende o saatte orada hiç taksi görmesem bindiğim taksinin plakasını mıh gibi kafama çakarım. Sende anla artık neden seni seçtiğimi.Bence sen görünce de şaşırmışsındır. Seni o saate kadar şirkette tutup taksiye bindirmek biraz uğraştırdı bizi ama. Şirketten çıkmak için birisinden telefon bekliyordun değil mi? o telefonu 3-4 gün kadar daha beklemesinler. Adam anca uyanır evine verdiğimiz uyku tozunun etkisinden.

Y: Her şey ayarlanmış yani.

A: Biz her şeyi sağlam yaparız.

Y: Siz kimsiniz peki? Kim?

A: Evet dersen siz biz kalmayacak, sormana lüzum da olmayacak.

Y: Benim bir ailem var, arkadaşlarım var, sevdiklerim var…

A: Hepsi yine yanında, bir değişiklik yok. Çok uzatmadan cevabını ver artık.

Y: Düşünme payım hiç yok mu?

A: Bu kapıdan çıktığın an her şey biter. Hayatın boyunca da bugün gördüğün kimseyi bir daha görmezsin.

Y: Zarf bumu?

A: Evet.

Y: Kabul edersem bir daha ne zaman görüşeceğiz?

A: Zarfta yazıyor.

Y: Sırf seni bir daha görmek için bu zarfı alıyorum. Ama sana neden güveneyim hala bilmiyorum.

A: Hayallerini yapmak istiyorsan, güvenmekten başka şansın yok. Bir şey yapmak istesek elin kolun bağlı karşımıza getirip sonrada salıvermezdik.

Y: Sana ne diye hitap edeceğim. Bir ismin yok mu?

A: Dediğim gibi isim uçucu görev kalıcıdır. Sen bana “dayı” de. Aslan dayısı olalım.

Y: Ne olacak şimdi?

A: Seni Merkez de bir yerde bırakacaklar, sonrası zarfta yazıyor. Kapıdan çıkınca elinde zarfı gördüklerinde gaz sıkmadan sadece gözlerini bağlayıp götürecekler seni.

Y: Peki. Gidiyorum, ama unutma ki bu işin altından bir çapan oğlu çıkarsa farenin deliğine girsen seni bulurum ve bulunca da inan ki seni tanıdığın en büyük dayın bile kurtaramaz.

A: İkinci görüşmemizi bende sabırsızlıkla beklemeye başladım şimdi.

Y: Bu kapımı?

A: Evet o kapıdan çık ışık boyu devam et.

Y: Hadi bakalım!

A: Aslan!

Y: Evet?

A: Sakın ölme he!

 

… Işıkları takip et dedi edelim. Etrafta sopa falanda yok ki elimize alalım. Orda birkaç kişi var sanki.

 

Adam1: Efendim sizi biz götüreceğiz.

Y: Siz kimsiniz?

Adam2: Bununla ilgili bilgi veremiyoruz.

A1: Arabaya binin lütfen. Gözlerinizi sıkıca bağlamamız gerekiyor.

A2: Hazır mısınız efendim?

Y: Bana ne soruyorsun koyun gibi bağlayıp koydunuz arabaya. Sizin göreviniz ne? Adınız nedir?

A1: Kesinlikle cevap veremiyoruz efendim.

Y: Bana neden efendim diyorsunuz?

A2: O zarf elinizde olduğuna göre bizim üssümüzsünüz.

Y: Ne zarfmış lan bu. Bir ben bilmiyorum içeriğini.

A2: Efendim onun içeriğini size veren ve sizin haricinizde kimse bilmez. Biz sadece zarf elinizde olduğu için görevi kabul ettiğinizi biliriz.

A1: Efendim geldik hazırsanız gözlerinizi açalım sizi bırakalım. Burası tam merkez olan bir yer.

Y: Tamam.

A1: Efendim kendinize iyi bakın.

Y: Ben sizin yüzünüzü gördüm, nasıl olacak şimdi?

A2: Bu bizim burada son görevimiz. Hemen sizden sonra bir daha hiç karşılaşmayacağımız yeni görev yerimize gideceğiz.

Y: Bir dahaki sefere fotoğraf çekilelim hatırlatın. Odama asarım.

A1: Cep telefonunuzu alın, unutmayalım.

Y: Onuda mı aldınız. Ver.

A2: kendinize iyi bakın.

 

… Zincirlikuyu’da bırakmışlar tamam güzel. Sote bir yer bulmalıyım hemen şu zarfın ağırlığından kurtulmak için. Mezarlığın içinde banklar vardı duruyor mu acaba hala. Evet duruyor. Bakalım neymiş bu zarf.

 

  Bu yazılanları çıkarttığın zarfın iç yüzünde bir harita mevcut. Haritada belirtilen yere gitmelisin. Belirtilen yerde alacağın şey başlangıç için sana yeterli. Gideceğin yollar ıssız ve sakindir. Alacağın şey dikkat çekeceği için bu gece saat 04:00 – 05:00 arası gideceğin güzergahta hiçbir kolluk kuvveti bulunmayacaktır. Bu sebeple en geç saat 05:00 da halledip oradan çıkman gerekir. Kolay gelsin. İhtiyacın olacak. “

 

… Kumpas bu! Kesin bir şeyler oldu üstüme yıkacaklar, kesin. Gidilmez oraya hem de asla. Dur bakalım harita ne işmiş? Ulan bunu da yırtmadan nasıl açarız şimdi. Heh açıldı! Buraya arabasız gidilmez zaten gitsem de ama neyse ki biliyorum güzergâhı. Ama adamlar bir şey yapmak istese orada da yaparlardı. Hem ne ayak anlamadım ben adam giydiğim donun rengine kadar söyledi. Saat kaç acaba? Telefonu da kapatmışlar. Özgür! Evet Özgür. Yok lan söylemeliyim, bir hadise varsa ben yanayım çocuğun bir günahı yok. Ee, bu saate kadar nerdeydim ben? Hastane evet hastane birisi hastalandı. Yok olmaz etrafımdaki herkezi tanıyor. Dur bakalım bir arayalım da saat 02:45 olmuş zaten.

Y: Alo! Özgür.

Özgür: Nerdesin lan bu saat oldu?

Y: Sorma kardeşim, bizim mahallede bir eleman vardı evleneceği kızı vermiyorlardı, o da kaçırmış kızı. Sabahtan beri onunla uğraşıyorum.

Ö: E gelelim bizde?

Y: Yok be oğlum kötü bir şey yok. Yalnız bir sorun var.

Ö: Söyle.

Y: Eleman eşyalarını alacak evden falan araba lazım çok durumu da yok, taksi falan korkuyor adam bide abi yanımda ol diyor.

Ö: Oğlum araba sorun değil de yakma kendini herif için.

Y: Yok öyle bi çocuk değil. Ben sana doğru geliyorum acil sen anahtarı ruhsatı falan camdan at bana.

Ö: Ergin içerde uyuyor, kaldırayım bizde gelelim yalnız gitme

Y: Ulan yok sakın! Geliyorum ben anahtarı atarsın.

 

… Kardeşim yalan söylemeyi de hiç beceremiyorum ki, anladı mı acaba adam. Doğruyu söylesem ne olacak ki inanmazlar, ulan harita desem gitme derler. Bakmalıyım usta, bakmalıyım.

 

Y: At anahtarları.

Ö: Oğlum bağırma cam çerçeve açık, sessiz ol.

Y: Tamam, at hadi.

Ö: Yakala.

Y: Beni bekleme, yarın uyanınca direk senin şirkete getiririm ben arabayı.

Ö: Yemişim arabayı, merak ederim bana haber ver.

Y: Hadi eyvallah.

 

… Hadi hayırlısı, bakalım bizi ne bekliyor. Ulan bizimkilerde merak etmiştir diyeceğim ama özgürlerde kalacağımı biliyorlardı. Saat 03:45 biraz hızlı gitmem lazım yoksa dedikleri saatte orada olamıyacağım. Ulan bunlar arabaya ceset, bomba falan koydurup taşıtmasınlar bana. Yok be oğlum adamın yaptıklarını görmüyor musun bana ihtiyacımı var ki.

… Mevzu burada başlar usta. Yer burası ama dönüp arabayı zula bir yere koymalı ki bir durum olursa arabasız daha rahat kaçarım. Burası iyi gözükmüyor da… Nedir olay şimdi çift çatallı ağacı bul solundan ilerle kayaları görünce sağa dön, evet. Karşıdaki evin önündeki sokak lambasını görene kadar ilerle, milletin evine mi gireceğiz ki? Işığın tam çaprazında kulübenin kapsının tam karşısında bir yol var oradan devam et. Şu ağaç tan bir dal kırıp alayım da ne olur ne olmaz. İleride gözüne çarpan bir ağaç olacak. Yaprakları yeşermiş tek ağaç o ve çok büyük. Ağacın dibinde bir taş var, o taşa bir ip bağlı o ipi takip et, ipin ucunda kazma ve kürek göreceksin. Evet buldum. Şimdi tekrar ipin bağlı olduğu taşın yanına git taşı kaldır ve altını kazmaya başla. Elini çabuk tut çok derinde değil. Ulan başımıza bir gelecek var ama… Boş ver ne gele gele. Bumu lan derin olmayan. 20 dakikadır kazıyorum, aha bir şeye geldi. Ne ki bu? Çöp poşeti oğlum bu, ceset mi var içinde. Bu kağıt ne? Kağıdı görüyorsan poşetlere ulaşmışsındır, tam 5 poşet olacak hepsini al. Evet 1. Poşet 2. 3. 4. Buda 5. Tamamda ne var bunlarda? Bakmalıyım yoksa almam. Şuradan yırtarsam eğer… para lan bu! Bildiğin para. Birde not var.

 

“ Poşetlerin toplamında 80 milyon dolar var. Başlangıç için yeterli olacaktır. “

 

… Ne oluyor lan? Sakin ol! Oğlum bir sakin ol, bir dur. Tamam iyisin güzelsin tamam. Şimdi kaç git buradan, merak etme kimse seni görmedi hadi git hadi. Dur bir sakin ol, telefon, telefon nerde? Saçmalama lan salak, kimi arayacaksın? Hadi aradın ne diyeceksin? Dağ başında bir yerdeyim adamın birisi bana bir zarf verdi, zarfta harita vardı, geldim baktım 80 milyon dolar buldum. Seni akıl hastanesine kapatırlar. En güzeli gitmek. Ee gidersem bunlar ne olacak. Lan saat geçiyor saat 5’e kadar çıkmam lazım. Araba! Araba nerede? Arabayı almam lazım yakına bir yere getireyim. E bunlar ne olacak? Oğlum senden başka kimse yok hadi sakin ol, akıllı hareket et.

 

… Arabayı kullanıyorum evet, sakinim evet, bagajda ve arka koltukta 80 milyon dolar var buda evet. Ben bu parayı ne yapacağım? Dur bir kimsenin bana ulaşamayacağı tek kalacağım bir yere gitmeliyim. Ana caddeye çıkınca ararım bir yerleri. Ama kimseye gitmekte olmaz ki hadi ben gittim bu paraları nasıl sokacağım. Arabada bırakmakta olmaz. Telefonum! Telefonum nerede.

Y: Alo! Cem.

Cem: Abi hayırdır bu saatte? Uyuyordum ödüm koptu.

Y: Bana acil bir otel telefonu ver.

C: Abi ben nereden bileyim, hayırdır ne oldu?

Y: Bir misafirim var acil bir otel lazım güvenlikli kaliteli bir yer ama.

C: Abi misafirin baş tacımdır, bana gelin.

Y: Şey… Olmaz.

C: Anladım abi ince iş desene sen.

Y: Ulan yerim inceni kalınını şimdi. Otel bul.

C: Dur abi bilgisayarı açtım net den bakıyorum.

Y: Çabuk.

C: Yazıyor musun abi.

 

… Neredeki acaba bu otel? Dur bir arayalım öğreniriz.

Y: İyi geceler, boş odanız var mı acaba?

Adam: Var efendim. Bir kişimiyiz.

Y: Evet tekim.

A: İsim alayım hemen girişinizi gerçekleştirelim.

Y: Yusuf, Yusuf Yılmazçelik.

A: Girişinizi gerçekleştiriyorum.

Y: Birde bir şey soracağım. Otelinizin kapalı güvenlikli otoparkı mevcut değilmi?

A: Evet efendim.

Y: Şükürler olsun.

A: Anlayamadım.

Y: Size değildi, boş verin. Ben yarım saate kadar oradayım.

 

… Şu otelden içeri adımımı bir atayım başka bir şey istemiyorum şu an. Neredeki oğlum burası, yok işte. Ulan kaçıncı keredir önünden geçiyormuşum, kafa kalmadı ki. Nerede otopark girişi… En uzak en köşe yer neresi oraya koymak lazım. Şu poşetleri de koltuğun altına doğru itelim, tamamdır. Neyse otel güzelmiş, nerede danışma heh! Tamam.

Y: İyi geceler Yusuf Yılmazçelik ben, az önce telefonetmiştim.

A: Hoş geldiniz Yusuf bey. Size bir not bırakıldı efendim.

Y: Not mu? Kim bıraktı?

A: Siz telefonu kapattıktan sonra bir bey geldi, “ Yusuf bey beni aradı az sonra otele gelecekmiş, benim beklememe gerek yokmuş ben bunu size verip gidecekmişim, siz iletecekmişsiniz” dedi ve bu mavi zarfı verdi.

Y: Ulan bu otele geleceğimi nasıl anladı?

A: Anlamadım efendim.

Y: Bir şey yok tamam şimdi anladım ben alayım zarfı.

A: Bir kimlik alabilir miyim sizden?

Y: Buyurun.

A: Ödeme nakit mi kredi kartı mı?

Y: Nakit, Nakit.

A: Kaç gün konaklayacaksınız?

Y: İnanın hiç bilmiyorum. Çok yorgunum ben odaya çıksam siz halletseniz sabah alırım ödemeyi yaparken.

A: Peki. Olası acil bir durum için aracınızın anahtarını alabilir miyim?

Y: Ee şey, ben onu vermesem?

A: Otel kuralıdır fakat bu.

Y: O zaman ben otelinizde konaklayamayacağım. Söylemek istemezdim ama kendime ait taşıma ruhsatlı silahım var, yanımda taşımayı sevmediğim için arabaya bıraktım, sizinle alakası yok kimseye güvenip veremem.

A: Peki bu seferlik olmasın o zaman.

Y: Teşekkür ederim, ben odama çıksam siz girişi yapsanız ben yarın sabah kimliğimi alsam olur değil mi ödeme yaparken? Ayakta duramıyorum çok yorgunum.

A: Olur, arkadaşlar odanızı göstersin.

Y: Yok, yok siz katı söyleyin ben çıkarım.

 

… 7. Kat güzel. Bunlar bunu da biliyordur şimdi. Kendimi devamlı takip ediliyormuş gibi hissediyorum. İşte oda burada, nihayet ya. Kafam kazan gibi oldu harbiden. Bu zarfta ne var ki acaba? 2. Bir haritayı bünyem kaldırmaz kendimi aşağı atarım. Yok bunda bir şeyler yazıyor.

 

“ Sana kuvveti vereceğimi söylediğimde bahsettiğim tam olarak buydu. Senin zaten bu yürek olarak her şeyi yapabilecek kuvvetin var, hem de her şeyi. Tek eksik olan şey zalimin elinde bolca bulunan, ama sende olmayan para. Artık oda sende mevcut. Bu başlangıç için. Zaten kendini bozmayıp bu kuvvet sende yokken düşündüğün şeyleri yapmaya başlarsan paraya hiçbir yer de hiçbir şekilde ihtiyacın olmayacağını, kalmayacağını göreceksin. Sakın kendini bozma, yanlış işler yapma. Zaten olurda yanlış işler yaptığını sezinlersem 4 saat içerisinde seni soktuğum bu hayat dan 4 saniye içerisinde bir mermi sesi ile çıkartırım. Gerektikçe seninle irtibata geçeceğim. Bol şans. ”

 

… Şimdi anlaşıldı işin aslı. Haydi hayırlısı. Şimdi uyku da tutmaz beni. Sabaha kadar dönerim yatağın içinde, kim uyuyabilir ki zaten. Günün aydınlanmasına bir şey kalmadı. Bir duş falan alayım vücudum bir yumuşasın. Sonra sakin kafa ile düşünürüz. Sabah ola hayır ola…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

20/10/2009 · Kategori: Aslan

Serdar Gökalpten alıntıdır.

Sabahın bu saatinde dikildim yine ayağa. Ne işim varsa bu saatte? Hava güzel en güzeli balkon, hem açılırım biraz. Şuraya bak herkes ya işe gidiyor ya da okula. Ulan şu okul hiç bitmeseydi keşke, üniversite, üniversite dediler kazandık. Ee? Ne oldu? Gidebildik mi? Hayır! Neden? Para yok. Birçok şeyin cevabı bu olmaya başladı hayatımda. Para yok! Okudun mu? Para yok. İş kurdun mu? Para yok. Bugün sevgililer günü hediye aldın mı? Para yok. En acısı da bu zaten, bizimki almıştır yine bir şeyler. Mesaj atayım bari de kalkınca arasın beni…

Y: Veysel abi günaydın!

V: Günaydın Yusuf’um. Nasılsın? Görüşemiyoruz.

Y: Abi nasıl olalım bildiğin gibi. Bilmediğin bir şey yok.

V: Vereyim mi bir çay?

Y: Ver abi yanında da 2 sade açma iyi olur.

Şenol: Günaydın!

V: Günaydın!

Y: Günaydın! Nasılsın?

Ş: İyi be kardeşim senden? Veysel abi çay varsa bir çay yanına da simit versene bana.

V: Tamam.

Y: İyi diyelim iyi olalım, nereye sen işe mi?

Ş: Sorma ya işe gidiyorum, yeni bir iş aldık babam da yurt dışında bütün işler bana kaldı çok yoğunum.

Y: Aman, iş olsunda gerisi önemli değil.

Ş: Sen ne yaptın iş güç durumlarını?

Y: bakıyorum hala, birkaç yere başvurdum ama haber gelmedi henüz.

Ş: E bul artık bir şey. Sen işi seçme iş seçsin seni. Devir çalışma devri.

Y: Doğru diyorsun kardeşim. Veysel abi benim açmaları sarsana sen ben yolda yerim geç kalacağım yoksa.

Ş: Hayırdır nereye? Ben çıkacağım şimdi, yol üstündeyse bırakayım seni?     

Y: Yok kardeşim. Bir yere uğramam gerekiyor zaten.

Ş: Tamam o zaman, hadi görüşürüz.

Y: Eyvallah.

 

… Sabah sabah ağzını burnunu kırdıracak bana. İş beni seçecekmiş laflara bak. Tabi benim babamın şirketi var ya ben yönetmiyorum, haklı adam. İki kelimeyi bir araya getirmekten aciz herifler karşıma geçip konuşuyor, harbiden içimden bir ses diyor ki al eline  evire çevire, kafasına gözüne…

Saat kaç ki bizim eleman gelmiş midir acaba? Bu parkı da senelerdir bir düzenleyemediler gitti.

Y: Hooop!

Altan: Vay abim.

Y: Ulan yine saatini sektirmemişsin.

A: Ne yaparsın abi, ekmek parası.

Y: Gel, gel. Açma aldım yememişsindir bir şey.

A: Abi kendine göre almışsındır sen, beni boşver.

Y: Ulan iki tane aldım işte. Gel de canımı sıkma.

A: Tamam abi.

Y: Ee? Anlat.

A: Ne anlatayım abi. İşte öyle temizlik yine.

Y: Para pul işleri? Alabiliyor musun tamamen?

A: Abi sağ olsun bizim muhtar bu üç parkı temizliyorum diye veriyor bir şeyler.

Y: Nerede akşam, orada sabah mısın yine?

A: Yok abi.

Y: Parayı vurdun o zaman.

A: Yok be abi. Şu girişteki inşaat varya.

Y: Ee?

A: Onu yapan müteahhit bırakmış kaçmış, öyle duruyor. Orda kalıyorum geceleri.

Y:  Başına iş alma oğlum sakın. Bir sıkıntı olursa haberim olsun.

A: böyle dedin de ilk seni tanıdığım gün geldi aklıma.

Y: Ulan ben bile hatırlamıyorum, niye gelir ki aklına?

A: Ah be abi! Köpekler bana saldırmıştı da sen belindeki kemerle kovalamıştın ya onları.

Y: Doğru lan. Köpeklerden birisi sahipliymiş, birde senin yüzünden adamı dövmüştüm. Belaymışsın oğlum sen.

A: Bazen şakamı yapıyorsun yoksa ciddimi sin anlamıyorum abi.

Y: Aha da telefon. Dur!

Y: Alo, efendim Zeynep.

Z: Neredesin?

Y: Sağ ol Zeynep, sana da günaydın!

Z: Taş atma bana, neredesin?

Y: Mahalledeyim, parkta. Bir arkadaşla sohbet ediyoruz.

Z: Çıkamadın zaten o mahalleden, saat 14:30 da okulun bahçesinde buluşuruz.

Y: Bizim okulun?

Z: Evet.

Y: Tamam.

Y: Ee Altan Efendi, günlerdir boşuna günahını aldık kızın. Biz ilk konuşmamızı okulun bahçesinde yapmıştık bundan seneler önce, seneler sonra sevgililer günü ve bana okulun bahçesinde ol dedi. Ulan benim Zeynep’im bir tane ya. Benim hayatta aklıma gelmezdi.

A: Abi yengemi o?

Y: Yok, Halam! Kim olabilir oğlum sence?

A: Tamam abi anladım.

Y: E ben gittim o zaman, iyi bak kendine. Bir şey olursa nasıl bulacağını biliyorsun.

A: Tamam abim. Eyvallah.

 

… Ne zor hayat be usta, ne zor. Ana uok, baba yok, aile yok, hiçbir şey yok. Elden gelse de bir şeyler yapabilsem şu Altan’a.

 

Y: Alo! Lan hanım köylü.

Özgür: Sabah sabah uğraşmasan benimle olmaz zaten. Ne var?

Y: Yavaştan çıktım ben. Zeynep’le görüşüp oradan sana geçerim.

Ö: Kıza bir şey aldın mı bari?

Y: Onu sorma işte.

Ö: E para var dedik, verelim dedik.

Y: Oğlum parasızlıktan değil, vakit yok vakit.

Ö: Tabi, dört tane şirket yönetiyorsun ya vakit yok haklısın.

Y: Lan tamam uzatma. Kızı görüp geliyorum sana, hadi

Ö: Tamam.

 

… Harbiden bir şey almadık kıza. Çok ayıp olacak. O şimdi eli kolu dolu gelir. Olmayınca olmuyor ama ne yapalım. Başka sefere artık…

… İlk defa burada konuştuğumu hatırlıyorum Zeynep’le. Ne enteresandır sonra çok inmedik ama bahçeye. Şu merdivenlerde otururduk, ben kızardım ona “ bu etek neden bu kadar kısa, uzat biraz” diye. Ulan ağacı bile kesmişler ya, merdiveni gölge yapardı o ağaç. Futbol sahası da kapanmış. Ne günlerdi be! Ergini şu demirlere bağlamıştık ta çözememiştik demiri kesmişlerdi, disipline vermişlerdi.

 

Zeynep: Yusuf!

Y: Geldin mi aşkım.

Z: Geldim, geldim.

Y: Hoş geldin. Sevgililer günün kutlu olsun.

Z: Sağ ol. Seninde.

Y: Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi, yıllar sonra sevgililer gününde burada olacağımız.

Z: Benimde öyle.

Y: Hakikaten tebrik ederim, anlamlı bir yer.

Z: İyi misin?

Y: İyiyim gülüm, neden olmayayım? Sevgililer gününde dünyanın en güzel kızı yanımda.

Z: Peki, konuşalım o zaman biraz.

Y: konuşalım gülüm. Bu arada kusura bakma sana bir şey alamadım, durumları biliyorsun.

Z: Biliyorum Yusuf, biliyorum. Sorun da bu zaten.

Y: Hediye alamamam mı? üzülme gülüm yarın hallederim hemen.

Z: Off Yusuf. Ne saçmalıyorsun sen? Ne hediye si kimin umurunda hediye falan. Kaç yaşındasın?

Y: 28.

Z: Bende. Farkındaysan aynı yaştayız ve yaş ilerliyor. Neyin farkına vardım biliyor musun?

Y: Neyin?

Z: Hala lisedeki gibiyiz. Hiçbir değişiklik yok. Seninle olduğum sürece önümü göremiyorum. Evlenecek miyiz?

Y: Bunu sorman bile hata. Evleneceğiz!

Z: E hani? Ne ile? Bir şey varda ben mi göremiyorum. Para yok, pul yok. Ben çok sıkıldım Yusuf. İlişkimizdeki bu olumsuzluklar sanırım beni sana karşı soğuttu. Eskiden sen aramadığında yada ne bileyim seni görmediğimde kendimi kötü hissederdim şimdi ise inan bana aramayınca eksikliğini hissetmiyorum, seni görmesem de olur gibi hissediyorum.

Y: Ne yapmamız lazım Zeynep?

Z: Ben kararımı verdim Yusuf. Bana kızma şartlar böyle, üzgünüm. Bitti!

Y: Ne bitti?

Z: Sen ve ben. Biz bittik. İstemiyorum artık.

Y: Zeynep sen benim nefes alma sebebimsin, yaşama umudumsun, hayallerimin merkezisin geçecek. Yusuf’una güven. Lütfen.

Z: Bak ikimizde senelerdir tanıyoruz birbirimizi, çok uzun zamandır. Her şeyini biliyorum, her şeyimi biliyorsun. Anla biz olamıyoruz ben soğudum, sıkıldım.

Y: Ben bunları duymamalıyım!

Z: Ağlama! İşleri daha da zorlaştırma, lütfen.

Y: İsteyerek yaptığım bir şey değil. İsteyerek yapsam inan bana karşında yapmam. Sen benim bu dünyadaki en kıymetlimsin. Elim, ayağım, gözüm, kulağım her şeyimsin. Ben seni 2 gün görmesem ölürüm Zeynep. Ciddi ölürüm. Sensiz duramam ben, yapamam. İkimiz olursak her şeyi aşarız. Beni sensiz bırakma, beni sensiz bırakma! Benim canımı alma!

Z: Yusuf lütfen! Ağlamadan konuş, lütfen diyorum. Bu hayatın sonu değil. İlk ayrılan biz olmayacağız, sonda.

Y: Bana hala ne anlatıyorsun, hala! Benden ayrıldın tamam. Gittin, evet gittin. Bundan birkaç sene sonra başkası olduğunda hayatında nasıl dokunacaksın o adama? Nasıl evleneceksin o adamla he? Gözüne bakınca hiç mi ben aklına gelmeyeceğim? Hiç mi demeyeceksin Yusuf diye he hiçmi?

Z: Bu benim içinde çok zor, ama ben kararımı verdim.

Y: Hayatında bir kere benim iyiliğim için ne zaman karar verdin?

Z: Yusuf yapma bak ben seni…

Y: Kes lan! Kes anlatma bana! Bu gördüğün dünya benim umurumda değil ulan, umurumda değil. Desinler ki Zeynep’in bir saçımı kopsun dünyamı yansın bana göre dünya yansın, ben seni öyle seviyorum. Bu senin içinde yaşadığın dünya yı sevmemin tek sebebi bu dünya da senin olman. Ben mi suçluyum param yok diye? Ben mi suçluyum babam zengin değil diye? Yinemi suç benim.

Z: Çarptırıyorsun.

Y: Olsaydı babamın şirketleri parası bunlar olmayacaktı ama değil mi? Sende haklısın, hem de sonuna kadar haklısın.

Z: Tamam bağırma, ağlama.

Y: Ne oldu? Millet mi bakıyor. Bakarsa baksın ulan! Benim canım gidiyor, canım.

Z: Beni ne zaman ihtiyacın olursa ara, ne zaman. Maddi manevi her konuda, gece gündüz fark etmez.

Y: Şu an sana ihtiyacım var, peki şimdi neden bırakıp gidiyorsun.

Z: Daha da zorlaştırıyorsun. Ben gidiyorum. Son bir şey diyor musun?

Y: Senin canın sağ olsun! Verecek bir canımız var oda sana helal olsun dedim ama yeterli değilmiş.

Z: Hadi sende git, durma burada.

Y: Giderim ben, teşekkür ederim. Ablana, annene selamlarımı ilet.

Z: Çocuk olma, hadi kalk artıkta git. Bak gidiyorum ben.

Y: git Zeynep! Git.

Z: Hoşça kal.

Y: Eyvallah!

 

… Dört saattir oturuyorsun burada, gelmez artık daha kalk git be Yusuf, kalk git. Adamı bir umut yaşatır, bir umut da öldürür. Başım dönüyor usta nefes alamıyorum. Dünyam gitti resmen. Kurduğum her hayalin temeli gitti, Zeynep’im gitti. Hem de param yok diye gitti. Haklı belki ama nasıl Yusuf’unu bırakıp gider. Ulan nasıl gider? Ben onun için bu dünyayı yakarım, o nasıl gider. Yerimden doğrulamıyorum ki.

 

Y: Özgür, neredesin?

Ö: Lan! Neden ağlıyorsun?

Y: Lan neredesin!

Ö: Şirkete geçiyorum.

Y: Tamam geliyorum, tabi gelebilirsem.

Ö: Kardeşim yerinden kıpırdama, ben gelip alayım seni. Yalvarırım adres ver.

 Y: Geliyorum ben, gerek yok.

Ö: kavga falan mı ettin?

Y: kavga edip ağlayacak adamıyım ulan ben? Öldüm! Resmen öldüm!

Ö: Hemen Şirkete gel, hemen.

Y: Yavaş, yavaş yürüyorum sana doğru.

Ö: Ulan! Hemen neredeysen bin taksiye. Şirketin önünde bekliyorum seni. Binmezsen yüzüne bakmam.

… Takside geçmiyor, bayılmak üzereyim. Hayatımda ikinci defa kendimi böyle hissediyorum. İlki çocukken arabanın altında kaldığımdaydı. Ölüme yakın uçmuştum, şimdide öyle. Ulan bu taksi boş olsun bari. Bu kan nerden geldi? Burnum neden kanıyor?

Y: Usta şu giriş kapısında dur.

Özgür: Çocuklar taksiyi halledin. Lan bu ne kardeşim! Sana ne oldu? Her yerin kan, kim yaptı oğlum bunu sana? Kim?

Y: Bir şey yok. Burnum kanıyor.

Ö: Kim yaptı bana hemen isim söyle kim diyorum kardeşim?

Y: Ulan reklam etme bizi, bağırıp çağırma. Yürüyemiyorum, içeri götür beni.

Ö: Gel, yaslan bana. Yürü böyle. Odama kimse girmesin telefonda bağlamayın. Ergin’i arayın hemen benim söylediğimi söyleyin ne işi varsa bıraksın hemen burada olsun. Uzan şöyle kardeşim, ayakkabıları da çıkar. Şu suyu da iç.

Y: Ohh!

Ö: Anlat şimdi. Nedir olay?

Y: Özgür beni bir bırak, bir dur. Bir şey yok.

Ö: Ulan her yerin kan içinde. Sen sadece isim ver biz halledelim sen dinlen.

Y: Özgür, bir şey yok diyorum sana daraltma beni. Nefes alamıyorum zaten.

Ergin: Ulan bu ne hal? Ne oldu sana? Kim yaptı bunu kardeşim?

Y: Ulan oğlum beni beş dakika bırakın. Nefesim dengelensin anlatacağım, bak ölüyorum diyorum. Nefes alamıyorum.

E: Özgür gel, sakinleşsin adam.

 

… Keşke kavga falan etsem de bu hale gelsem. Hoş kavga ettikten sonra kimseyi aramam. Ne olur yani en fazla dayak yeriz. Hep atacak değiliz ya. O acı bu kadar değildir zaten. Zeynep gitti ya! Var mı ötesi? Ulan en çok koyanda bundan seneler sonra onun başkası ile evleneceğini, benim başkasıyla evleneceğimi falan düşünmek. Düşündükçe midem bulanıyor, nefes alamıyorum.

E: Anlat lan artık ne oldu?

Y: Ne olsun ya? Zeynep.

Ö: Bir şey mi oldu lan kıza?

Y: Olmuş, olmuş ki böyle oldu.

E: Ulan ne oldu?

Ö: Ağlamasana oğlum. Anlatsana. Bizden mi saklıyorsun.

E: Kardeşim neden ağlıyorsun? Anlatsana.

Ö: Şu suyu getir Ergin, nefes alamıyor adam ağlamaktan.

E: Oğlum doktor mu çağırsak.

Y: Yok! Sakın, sakın öyle bir şey yapmayın. İyiyim ben.

E: Kardeşim yalvarırım korkutma beni. Ne oldu? Sana yalvarıyorum anlat. Neden bu haldesin?

Ö: Kardeşim, kardeşlerin gülü, benim can yoldaşım. Allah Aşkına anlat.

Y: Zeynep gitti.

Ö: Nasıl gitti? Nereye gitti?

Y: Gitti. Terk etti ve bitti.

E: Olur mu ulan öyle şey. Zeynep seni sever, düzelecektir.

Y: Ergin’im, biz kavga etmedik. Ayrıldık.

Ö: Düzelir oğlum. Canı sıkkındır, ne bileyim sana söyleyemediği bir şey vardır.

Y: Eskiden başı ağrısa bana söylerdi, artık söyleyemediği için gitti.

E: E ne olacak şimdi?

Ö: Harbiden, ne olacak?

Y: Bilmiyorum.

E: Ulan her yerin kan senin, kızımı dövdün yoksa?

Y: Hayır.

Ö: Kanlar nerden geldi?

Y: Kafamı demire vurdum.

E: Yani demire kafa attın. Oğlum kendine sahip çık. Bizim bizden başka kimsemiz yok.

Ö: Doğru diyor adam, biz üç kişiyiz.

E: kalk şimdi ayağa lakabına yakışır ol Aslan’lar ağlamaz.

Y: demek Aslan değilim ben, tutamıyorum kendimi.

Ö: Aslan değil misin?  Ulan benim tanıdığım Yusuf…

E: Hadi Aslan, kalk. Kalk biraz ayakta dur.

Y: Beni biraz yalnız bırakır mısınız?

E: Özgür gel. Biz bahçeye inelim biraz.

E: Ne olacak şimdi?

Ö: Bu adam toparlayamaz, Zeynep onun her şeyiydi.

E: Biz mi konuşsak, ne yapsak?

Ö: Sende bu adamı tanımıyorsun değil mi? Gebertir lan seni.

E: Olsun be oğlum, ben onun için ölürüm.

Ö: Bende öyle, ama dur bakalım birkaç gün geçsin durumlar ne olacak. Ben akşam alır bana götürürüm bunu.

E: Tamam bende gelirim.

Ö: Olur.

E: Bakalım bir, orasını burasını kesmesin bu adam. Sessiz ol ama.

Ö: Uyumuş bu?

E: Oğlum ölmesin?

Ö: Ağzını yüzünü kırarım şimdi, nasıl laf lan o uyuyor işte adam.

E: Ne bileyim lan, korktum. Ben gidiyorum o zaman akşam sende görüşelim. Bu gelmem falan der sakın bırakma.

Ö: Öyle bir şansı yok. Zorlada olsa götürürüm.

E: E hadi ben gidiyorum.

 <_script /><_script />t;

… Saatler sonra;

Özgür: Yusuf! Yusuf! Hadi kardeşim kalk geç oldu eve geçelim.

Y: Ha! Kaç saattir uyuyorum ben?

Ö: Bilmiyorum, ama uzun zamandır uyuyorsun. Hadi kalk eve gidelim.

Y: Yok, ben eve geçerim.

Ö: Yok öyle bir şey. Benim eve gidiyoruz, Erginde gelecek.

Y: Başım dönüyor be Özgür’üm.

Ö: Tutun bana kardeşlerin gülü, bizi yıkamaz kimse. Tutun, geçecek.

Y: Geçer mi lan?

Ö: Geçer kardeşim, geçer. Yavaş yürü, dur asansöre de binelim.

Y: Nefes alamıyorum hala.

Ö: Tamam Aslan, hadi eve gidelim yatarsın tekrar. Yavaş dur kafanı çarpma yukarı. Tamam bindin mi? kapatıyorum kapıyı. Hop! Bende geçtim yavaş yavaş gidelim evimize doğru. Biz buradayız be oğlum sen sahipsiz misin? Değilsin biz neleri başardık hatırlasana. Kimsenin yapamazsın dediği şeyleri yaptık oğlum hep.

Y: Bir Zeynep’i tutamadık ama.

Ö: Tamam, düşünme düzelecek.

 

… Keşke söylediğin gibi kolay olsa be kardeşim, keşke. Al saate bak kaç olmuş ve ben Zeynep’le konuşmadım. Şimdiden onsuz duramıyorum, şimdiden. İnsanlar abartıyorum zannediyor sanırım ama ben hakikaten nefes alamıyorum. Koklayamıyorum, duyamıyorum. Hepsi geçecek diyor. Ben geçmesini istemiyorum ki Zeynep’i istiyorum!

Y: Ergin gelecek değilmi?

Ö: Gelecek. Bir şey istiyor musun dışarıdan, alsın mı gelirken?

Y: Yok.

 

…Birkaç saat sonra;

 

E: Aslan! E oğlum, düzel biraz daha ne kadar gidecek bu?

Y: Düzgünüm ya oğlum ne yapayım daha?

E: Suratından düşen bin parça.

Ö: Yusuf, bak bu adamda buradayken söylüyorum kafanı toparlayıp şirkete geliyorsun, sana bir pozisyon ayarlıyoruz ne istersen işin gücün senin oluyor. Bu ne lan? Yeter artık kendini yiyip bitirdiğin itiraz kabul etmiyorum hiçbir şekilde.

E: Aynen Yusuf, gerekirse döverek ben götürücem.

Y: Ağalar ben yatıyorum.

E: Haydaaa.  E konuşsaydık biraz?

Ö: Yok usta, yatsın biraz toparlasın.

Y: Kendimi iyi hissetmiyorum, uyumam lazım. İçerdeki odada mı yatayım ben?

Ö: Ev senin kardeşlerin gülü, nerde istiyorsan yat.

Y: Hadi iyi geceler.

E: İyi geceler.

Ö: İyi geceler.

Y: Eyvallah.

 

… Yanlarında yapamadım, bağıra bağıra ağlamak istiyorum. Tutamıyorum kendimi. İnsanlar işe kalkıyorlar ben ağlamaktan hala uyuyamadım. Gözyaşlarım kurudu, gözlerim acıyor ama hiç birisi kalbiminki kadar değil. Zeynep gitti usta. Bundan büyük olay yok, gitti. Resmen gitti. Başladığında ne kadar sevindiysem bittiğinde o kadar üzüldüm. Saçının teline zarar gelmesin diye canımı verirdim, hala da veririm. Ama o yak artık. Bırak canımı vermemi, sevmemi bile istemiyor. Bu dünyada her şeyi kayıp mı edeceğim acaba? Bu hep böylemi olacak? Her şeyim elimden mi gidecek? İlla ben kendimi mi bozmalıyım? Herşeyimi elimden alsınlar bu değilmi? Bu? Bundan sonra yok öyle dava! Peki ulan dünya, bunu sen istedin!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/10/2009 · Kategori: Besiktas

Beşiktaşın süper bestesi!

FARKETMEZ

Dün Gece Bekledim Seni evinin önünde
Görmek İstedim Son bir kere
Vedalaşıp Gidecektim Askere

Çıkmadın…
Benim için pencereye Çıkmadın
Bir kez olsun gözlerime Bakmadın
Nedense Sen Beni Hiç Takmadın

Farketmez o kız seni sevmesede fark etmez
O kız sana bakmasada fark etmez
Kardeşlerin Seni Asla Terketmez…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/10/2009 · Kategori: Otomobil


Elektronik Süspansiyon Sertlik Kontrolu "EDC"

Elektronik süspansiyon sertlik kontrolü, sürüş konforunu olabilecek en iyi sürüş güvenliği ile birleştirir. Ek olarak bu sistem sayesinde otomobilin yük durumuna bağlı kalmaksızın her zaman aynı kalan süspansiyon özellikleri sağlanır. Ayrıca otomobilin sürüşünü etkileyecek her türlü hareketi sezicilerle sürekli gözlenir. Tüm değerler bir mikroişlemci tarafından değerlendirilir ve çıkan sonuçlara göre amortisörlere komutlar gönderilir. Amortisörlerde bulunan valfler sayesinde sertlik kademesiz olarak ayarlanır ve değişen yol, yük ve sürüş şartlarına göre uyum sağlanır. Frenlemelerde, yol sathından veya virajlı yollarda kullanımdan ya da hızlanmalar sonucunda oluşan gövde hareketleri hissedilir derecede azalır. Ayrıca sürücü, Controller vasıtası ile "Sport" programı yani daha sportif bir süspansiyon ayarını seçebilir.

iDrive

iDrive, sürücünün otomobili sezgisel ve interaktif olarak kullanmasını sağlayan, yenilikçi bir kavramdır. Sayıları azaltılmış düğmeler ve kumanda elemanları sayesinde, sürücü gözünü yoldan neredeyse hiç ayırmaz ve otomobilin iç mekânı sadeleşir. Böylece sürüş ve konfor alanları birbirinden ayrılır. Sürücünün yola konsantre olabilmesi için, Start/Stop kontrol düğmesi gibi önemli tuşlar sürücünün etrafındaki alana yerleştirilmiştir. Ayrıca otomatik klima tuşları gibi konfor fonksiyonlarına yönelik elemanlar ise hem sürücü hem de ön yolcunun ulaşabileceği şekilde ortadadır. Kontrol Ekranı ve bu ekrana giriş yapmayı sağlayan ve sezgisel olarak tek el ile kullanılabilen Controller da bu bölgededir. Controller, sekiz yöne hareket ettirilebilir. Menüler ise bir rüzgâr gülü mantığında yerleştirilmiştir. Tüm fonksiyonlar hiyerarşik bir şekilde birincil ve ikincil olmak üzere sıralanmıştır. Radyo ses seviyesi, silecekler, ısı ayarı veya arka cam rezistanı gibi birincil fonksiyonlar alışıldığı gibi birer kontrol düğmesi vasıtası ile kullanılır. Anlık tüketim gibi ikincil fonksiyonlar ise Kontrol Ekranı üzerinden Controller ile kumanda edilir. Böylece sürücü gerçekten dikkat etmesi gereken şeylere konsantre olur.

Aktif Hız Kontrolu

Aktif hız kontrolü, klasik hız kontrolünün (cruise control) geliştirilmiş bir fonksiyonudur. Bu sistemle radar vasıtası ile önceden seçilmiş bir hızın sabit tutulması sağlanır. Radar sezici ve kontrol ünitesi birleştirilmiş ve ön tamponun altında bulunan bir bölgeye yerleştirilmiştir. Bu donanım sayesinde BMW'niz önde giden bir araca yaklaştığında, sistem aracı otomatik olarak fark eder ve önceden belirlenmiş bir mesafeyi (üç değişik ayar mümkün) sabit tutar. Otomobilin önü açıldığında, hafızada bulunan hıza ulaşmak için otomatik olarak hızlanır. Fren pedalına yapılacak küçük bir dokunuş, sistemin devre dışı kalması için yeterlidir. Bu sistem ile sürücü tamamen trafiğe konsantre olabilir ve böylece sürüş konforu artar. Ancak trafik durumuna göre sürüş şekli doğal olarak sürücünün sorumluluk alanı içindedir.

Hi-Fi Professional LOGIC7

Bu Hi-fi sistemi, tüm bilinen ses formatlarının 13 hoparlör üzerinden çok kaliteli bir şekilde verilmesini sağlar. 7 mid-range, 4 tweeter ve 2 adet merkezi yerleştirilmiş subwoofer ile hiçbir sistemle kıyaslanamayacak bir ses elde edilir. Tweeter'lar ve orta frekans hoparlörleri (100 mm çaplı) aluminyum membranlara sahip olup, subwoofer'lar seramik alaşımlıdır. 6 orta frekans hoparlörü dört kapıya ve arka cam önüne yerleştirilmiştir. Bu hopörlerlerin sonuncusu ise kokpitin tam ortasına monte edilmiştir. Subwoofer'lar (217 mm çaplı) ise ön koltukların altında bulunmaktadır. Bu merkezi bas kavramı ile bas seslerin tüm iç mekana eşit dağılımı sağlanmıştır. Bunu sağlamak için yüksek performanslı hoparlörler aracın tabanına yerleştirilmiştir. Böylece eşiklerde bulunan tüm boşluklar hacimli ses üretimi için kullanılmıştır. Bu düzenleme ile bagaj hacmi daraltılmamış, arka cam önünde oluşan titreşimler önlenmiş ve bas seslerin çok net bir şekilde elde edilmesi sağlanmıştır.

Adaptif Farlar

Adaptif far çalışma sisteminde, virajlar alınırken, sensörler araç hızını, savrulma oranını ve direksiyon açısını tespit ederler. Daha sonra elektro-mekanik bir sistem, virajın yerleşimine uygun bir biçimde xenon farların yönünü ayarlayarak yolun ileri kısımlarında azami düzeyde aydınlanma sağlar. Ayrıca Bixenon farlarda uzun hüzmelerde xenon olduğu için iç taraftaki farlar Curve Light olarak sinyal verildiğinde veya direksiyon açısına göre 90 derece yanları aydınlatmaktadır. Sizin açınızdan bunun anlamı, gece yolculuklarında güvenliğinizin belirgin bir biçimde artmasıdır.

Aktif Direksiyon

Nasıl Servotronic, klasik hidrolik direksiyon yumuşaklığını hıza göre ayarlayarak konfor ve güvenliği birleştiriyorsa, Aktif Direksiyon (active steering) da direksiyonun tur sayısını hıza göre ayarlar. Bu olağanüstü özelliğe sahip bir otomobilde, düşük hızlarda çok kısa turlu bir direksiyona sahip olur ve hafif direksiyonunuzu çok az çevirerek park ve manevra kolaylığı yaşarsınız; yüksek hızlarda ise tur sayısı artarak otomobilin yön tutuş dengesini artırılmış, güvenli ve rahat kullanımı garantiye alınmış olur.

ASC + T ( Automatic Stability Control + Traction)

Kalkışlarda veya buzlu 'kaygan' yollarda viraj dönüşlerinde, tahrik tekerleklerinde ambelaj (birinde veya her ikisinde, farklı oranlarda dönüş sayısı artışı) oluşur. Sistem ABS sensörlerinden devir uyarısı alarak 'tahrik tekerlekleri' serbest tekerleklerden gelen devir sinyaliyle karşılaştırır. Belli bir değerin üzerinde ambelaj söz konusu olursa ambele olmuş tekerlekleri bu durumdan kurtarmak için DME (Digital Motor Electronic) ile haberleşerek motordan gelen torku azaltma yoluna gider. DME , bu talebi yerine getirmek için: ateşleme zamanını geciktirir, enjökterlerdeki yakıt miktarını azaltır, gaz kelebeğini kısma işlemlerini yapar. Buna ek olarak sistem ambelaj oranları arasında sağ ve solda fark varsa, sağ ve/veya sol tekerlekleri ABS sistemine komut verilerek frenler. Böylece enlemesine kararlılık korunmuş olur ve araç boylamasına hareketine devam eder.

ABS (Antilock Braking System)

Aracın frenlenmesi sırasında, yol yüzeyinde lastiklerin tutunabilme gücüne göre belirli bir fren dozajı aşıldığında tekerlekler bloke olurlar. Frenlenen tekerlekte oluşan blokaj sorununu çözebilmek için ABS sistemi fren hidrolik sıvı basıncını belirli bir aralıkta azaltır veya çoğaltır. Bunun için ABS sistemi 4 tekerlekte de bulunan tekerlek devir sensörlerinden uyarı alır ve fren hidroliği basıncını düzenler. Bu durum frenleme sırasında aracın savrulmasını engeller ve kararlığı artırır. Aracın frenlenmesi sırasında boylamasına kararlılık kaybolmaz; tekerlekler bloke olmazlar, maksimum frenleme sırasında bile direksiyon hakimiyeti kaybolmaz, düşük sürtünme katsayılı yollarda frenleme sırasında tekerleklerde blokaj oluşumu engellenir. Sistemin patent sahibi ve üreticisi BOSCH firmasıdır. Otomobilde ilk kez Mercedes S modeline uygulandığı söylense bile yaklaşık 2 ay içerisinde BMW 7 serisinde kullanılmıştır (aynı yıl 1978)

Servotronic

Klasik hidrolik direksiyon sistemine sahip araçlarda düşük hızlarda sürüş kolaylığı ve konfor sağlanırken yüksek hızlarda direksiyon cevabının yumuşak olması nedeniyle aktif güvenlik azaltır. Bu yüzden servotronic sistem hidrolik direksiyon sisteminin güç desteğini araç hızına bağımlı kılar. Park manevralarında maksimum konfor, yüksek hızda aktif güvenlik standardizasyonu ve direksiyon cevabının daha net hissedilmesini sağlar.

DSC (Dynamic Stability Control)

Otomotiv literatüründe ESP (Elektronik Stabilite Programı) olarak bilinen donanımın BMW uyarlamasıdır. Belli bir hızın üzerinde viraja girildiğinde araçta oluşan oversteer "arkadan kayma" ve understeer "önden kayma" problemlerini algılayarak ASC+T ve ABS sistemlerini kullanarak problemi fiziksel limitler dâhilinde çözen üst hiyerarşide bir sistemdir. (Çalışma Şekli: Sistem, sapma (yaw) yönünde algıladığı bir dönme hareketini, ön veya arka tekerlerden birini ABS kullanılarak bağımsız frenleme ile ters kuvvet oluşturarak algılanan dönmeyi kopmase eder. Böylece aracın yanlamasına (lateral) savrulması önlenir.) Örneğin sağa doğru viraj almaktasınız ancak aracın önü viraj dışına(düz) ilerliyor. BMW mühendislerinin understeering diye tabir ettiği burundan kayma gerçekleşirken, sağ arka tekerleğe izinsiz bir fren uygulayarak aracın burnu (önü) virajın içine çekilir. BMW mühendisleri, otomotiv sektöründe ESP olarak bilinen sistemi aynı yıl içerisinde (1994yılından itibaren) DSC adı ile 7.50i(iL) modellerinde standart olarak sunmuş olup; bu sisteme 1996 yılı başında 2 adet rotasyon sensörü ile 1 adet yanal akselerasyon sensörünü ve birçok parçayı dâhil ederek otomobil dünyasındaki en modern yürüyen aksamı dizginleyip, bu sektördeki çığırlardan birini açmıştır.

CBC (Cornering Braking Control)

(Köşe Frenleme Kontrolü): Otomobil viraj içinde iken hızla frene basıldığında eğer arkadan çekişli ise genellikle aracın burnu viraj içine, arkası viraj dışına kayma eğiliminde olur (oversteering). Önden çekişli ise genellikle burnu viraj dışına kayar (understeering). Böyle bir durumda frenleme esnasında arka tekerleklere, klasik sistemlerdeki eşit basınçta fren etkisi uygulandığından bloke olabilirler. CBC sistemi burada devreye girerek bu tekerlekteki fren gücünü limitler. Normal şartlarda ilerleyen araç sağa doğru bir virajda iken sol arka tekerlek; sola doğru virajda iken sağ arka tekerlekteki devir sayısının daha fazla olması gereklidir. Viraj esnasındaki ani frenleme ile yukarıda bahsedilen dengenin bozulması durumunda CBC sistemi, sadece viraj içi arka tekerleğin devrinin yükselmesini, diğer tekerleklere oranla engelleyecektir. Bu durumda olası spin tepkisi engellenmiş olacaktır. Aynı zamanda bu sistem, fren ile viraj dışında kalan max. yükteki ön tekerleğe daha fazla fren gücü kullandırma yetkisine sahiptir.

DBC (Dynamic Braking Control)

Bu sistem tamamen sürücünün panik durumlarda frenlemesine yardımcı olacak şekilde programlanmıştır. DBC sistemi, ayağın gaz pedalından çekiliş hızını ve fren pedalına dokunma süresini parametre olarak kullanır. Sürücü aniden ayağını gazdan çekip frene bastığında, sistem bunu panik durum olarak algılar ve bir insanın yapamayacağından daha hızlı ve etkili bir frenaj sağlar. Kısacası tehlikeli durumu algılayıp sürücüden daha önce fren sistemini gerekli basınçla harekete geçirir bunu hidrolik etki ile yapar. Daha önce bir rezervuarda toplanan yüksek hidrolik basınç böyle bir durumda serbest bırakılarak çok hızlı bir şekilde tekerleklere dağıtılır.

SMG (Sequential Manual Gearbox)

SMG teknolojisi BMW tarafından Formula yarış arabaları için geliştirilen ve sonradan günlük kullanım için üretilen BMW'lere adapte edilen bir şanzımandır. SMG şanzıman otomatik bir düz vites sistemi olarak düşünülebilir. SMG şanzımanlı BMW'lerde debriyaj vitesi yoktur, şanzımanın kendi içinde otomatik debriyaj sistemi vardır. Vites orta konsoldaki vites kolunun ileri ve geri itilmesiyle veya direksiyonun sağ ve solundaki pedalların geriye çekilmesiyle değiştirilir. BMW mühendisleri aynı zamanda vites değişim hızını kontrol etmek amacıyla orta konsola bir düğme koymuşlardır. En hızlı konuma getirildiğinde vites saniyenin çok altında değiştirilmekte(0,02s) fakat bu hızlı değişimler arabayı sarsabileceğinden konforlu vites geçişleri için vites kolunun arkasındaki düğmeden ayar yapılmaktadır. Yeni bir kullanıcının SMG şanzımana alışması 1 ay kadar alabilmektedir. Bunun en büyük nedeni ise diğer arabalardaki otomatik vitesten farklı olarak vites geçişleri sırasında ayağın gazdan kaldırılmasının gerekliliğidir. SMG şanzıman en çok M serisi arabalarda tercih edilmektedir, hatta 2003 model M3 CSL'de 2006 yılında çıkan M5'te standart olarak sunulmaktadır. Volkswagen'in geliştirdiği DSG (Direct Shift Gearbox) ile pazarda çift kavramalı şanzımanlar daha popüler hale gelmiştir ve BMW'de buradan hareketle 2008 BMW M3'te DCT (Dual Clutch Transmission) sunulmuştur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::